çağrışım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çağrışım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kabul ediyorum, İstanbul metrosuna alışmam oldukça zaman aldı. Son bir-bir buçuk seneye kadar metro yerine taksi ya da otobüs kullanmayı tercih ettim. Bu durumu da tamamen metro alışkanlığını edindiğim yerin Paris olmasına bağlıyorum. Evet Paris'e gittim Metroya bindim, üstelik alışkanlık kazanacak kadar uzun koskoca 38 gün! Fransa vizesini almaya çalışırken bana Fransa'da ne kadar kalacaksınız diye soran vize görevlisine 38 gün diye cıvıldamam ve adamın bana yazıııkk bakışları nedeniyle gün sayısını unutmuyorum. Yine de o tepkinin vize almamda oldukça etkili olduğuna inanıyorum, o ayrı.

Bakar mısınız, ne kadar gencim! Yanımda duran minik velet, kuzenim Massis, şimdi dana kadar oldu, üniversiteye gidiyor. Hey gidi hey. İşte 21 yaşının baharında heyecanlı ve hep bir fransız lisesinde okumayı hayal etmiş ama bir alman okulunda okumuş biri olan bendeniz, oradaki akraba bağlantılarımı kullanarak -canım amcam- paris-marsilya-paris üçgeninde bir 38 gün geçirdim. Bu 38 günün çoğu Paris kazan ben kepçe, Paris sokaklarında yürüyerek, metroyla oradan oraya savrularak geçti. Fotoğraftan anlaşılmasa da, o dönem bayağı uzun olan saçlarımı savurarak, bit pazarından aldığım kıyafetlerin içinde, seinne nehrinin yanındaki sahaflardan aldığım ikinci kitapları Paris parklarında okumak suretiyle kendi kafamda çektiğim romantik bir sanat filminin başrol oyunculuğunu yaptım günlerce. Şimdi geçmişe dönüp bakınca -"ah yazııkkk pek de şaşkınmışım" diyorum kendime. Tabi bunu demek şu konuda bir merak da doğuruyor içimde; acaba bir 11 sene sonra da bu günkü halime bakıp aynı cümleyi kuracak mıyım?

Neyse efendim işte bu Paris gezisinde şehrin uzak yerlerine çabuk gitmek için kullandığım için metro kavramı bende bu şekilde yerleşti. "Metro daha çok yurtdışındayken, şehir içinde uzak yerlere çabuk gitmek için kullanılacak bir araçtır" Yani Kurtuluş'ta oturan bendenizin Taksim'e gitmek için metro kullanması abes bir durumdur. İşte bu bakış açısını bırakıp "aa bitakka yaaaaa iyimiş bu metro" noktasına ancak son 1-1,5 senede gelebildim. Ama olsun, bu da bir başarı, hiç olmayabilirdi de değil mi?

Bu sabah metroda gelirken düşündüklerimi yazacaktım aslında. Sonra düşündüm onları zaten diye canım istemedi, düşündüklerimi an be an aktarmayı tercih ettim. Ama illa onlar neydi diye soracak olursanız, "liste" başlıklı postumdaki ergenken yaptığım salaklıklar listesi, size iyi bir ipucu verebilir. Oradaki kıyafetleri alın, yerine hoşlanılan erkekleri koyun. Tamam süper oldu.

Mıncık eder, saygı sunarım.
William Sheakspeare demiş ki, bir baba oğluna bir şey verdiğinde ikisi de güler; bir oğul babasına bir şey verdiğinde ise ikisi de ağlar.

Bu sözler kızlar, anneler ve bu dörtlünün farklı kombinasyonları için de geçerli elbette. Ağlama durumunun ise boyutu var bence. Bu göz yaşlarının mutluluk gözyaşları olup olmadığını ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin doğası belirliyor bence.

Yukarıdaki cümlenin sonunda "bence" yazınca aklıma bundan nereden baksanız 20 yıl kadar önce -içinde bu kadar uzun yıl farkı olan cümleler kurduğum her sefer ne kadar büyüdüğüme şaşıyorum- kuzenim bana bir erken ergenin bakış açısıyla yaşadığı ülkedeki düşünce ve ifade özgürlüğünün boyutlarını anlatmıştı. "Bir öğretmene siz salaksınız diyemezsin. O zaman hakaret olur. Ama aynı öğretmene bence siz salaksınız diyebilirsin. Çünkü o zaman sadece düşündüğün bir şeyi ifade ediyor olursun.". O zaman ne demek istediğini tam olarak anlayamamıştım -onun da anladığından çok emin değilim- şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: "Ne farkı var ki, iki durumda da öğretmene salak demiş oluyorsun, ve başın belaya giriyor." Bana ikinci koşulda kesinlikle ceza almayacağını anlatmaya çalışmıştı. Bense "İyi de, öğretmen senin onun salak olduğunu düşündüğünü bilirse sana kötü davranır zaten, bu ceza olur" deyip durdum. Dikkatinizi çekerim o dönemde "hoca takması" kavramından haberdar değildim, hem sınıf birincisi klasik 5. sınıf öğrencisi olarak, hem de yaş itibariyle sanırım.

Sanırım bir iki saniye ayırıp öğretmenlere salak deme hakkı nedeniyle büyük bir sevinç duyup bunu hayata geçirmek için sabırsızlanan kuzenimle, bu fikir yüzünden dehşete kapılan benim eğitim hayatlarımızın hangi yönlerde seyrettiğini düşünürseniz, cevabı hata payı olmadan bulursunuz. Evet birimiz çoktan hayata atıldı, diğerimiz ise hala ertesi güne okuması gereken makalelerin iç sıkıntısını yaşıyor.