Evliliğimizin ilk iki senesinde pek şahane eşim Mafiz ile birlikte perşembe akşamlarını iple çekiyorduk. O akşamlarda kimselere söz vermiyorduk saat onda mutlaka Showplus'ı açıyorduk ve tataam tüm ihtişamıyla Topchef'i izliyorduk. Bir noktadan sonra bu takıntılı zevkimiz son buldu zira show plus yeni sezonları almayı bıraktı ve biz de tekrarları izlemekten sıkıldık.

İki sene süre top chef maceramız süresince bizi en çok çıldırtan şey daha önce adını hiç duymadığımız scallop oldu. Kanalın çevirmenleri tarafından zaman zaman doğru şekilde deniz tarağı olarak, zaman zamansa yanlış bir şekilde deniz hıyarı olarak türkçemize çevrilen scallop çok mucizevi bir şeydi. Her kim ki yaptığı yemekte scallop kullanıyordu, işte o o haftanın galibi oluyordu. Jüriler scalloplu yemekleri yerken gözlerinden orgazmik titreşimler fışkırıyor, boğazlarından engel olamadıkları Monica Şeleş inlemeleri kopuyordu. Bu sabah blogum için yaptığım araştırma sırasında Scallop'ın devasa bir örneğinin fotoğrafını görünce bu erotik esintili tepkiler bir anda anlam kazandı:


Doğal olarak daha önceden varlığından bile haberdar olmadığımız, neye benzediğini bilmediğimiz, tadını delice merak ettiğimiz scallop bizim için ulaşılamaz bir arzu nesnesine dönüştü. Birilerinden Real'de satıldığını duyduk ve o zamandan beri her gittiğimizde soruyoruz ancak şimdiye kadar hiç bulamadık. Ancak Real'in balıkçılarından deniz tarağı dostumuzun normalde şöyle göründüğünü öğrendik:

Bildiğimiz Shell benzincisi amblemi olması, bu mereti daha kolay bulunur kılmıyordu. Kendisinin tadına bakabilmek için taa Boston'lara kadar gitmem ve soğuk ve rüzgarlı bir kasım akşamı Boston limanına yürümem, trafiğe kapalı ve tamir halindeki bir köprüden yürüyerek geçmem ve barking crab isimli şu lokantaya gitmem gerekti -ki bu da dünyanın en şahane ev sahiplerinden biri olan kahraman bilim adamı süper şahsiyet ilker öztop sayesinde oldu-:


Varlığından bile haberimiz olmayan yerlerimiz üşürken ve ben Mafiz'im yanımda olmadığı için kendimi eksik hissederken lokantaya vardık. Istakoz ve yengeç yemeklerinin arasından kendime basit ama muhteşem olduğuna inandığım bir yemek istedim, ızgara deniz taraklı salata. Yemeğim geldiğinde garip bir heyecanla yerimde duramıyordum. Kendimi adeta Galadriel hanımla tanışmış bir Gimli, cylon dedektörü bulmuş Adama gibi hissediyordum. Gelen tabaktaki deniz tarakları şöyle görünüyordu:

Ağzıma attığım ilk lokmada gurmelikle alakası olmayan tat alma sinirlerim bayram ederken, ben de zihnimde tuhaf ışık patlamaları ve bedenimde istemsiz seğirmeler yaşadım. Bu leziz yumuşak, tadı mezgit ile kalamar karışımı olan deniz ürünü hafızamda çok derin bir iz bırakacaktı, biliyordum. Artık her günümü onun yokluğuyla ve ona yeniden kavuşacağım günün beklentisiyle geçirecektim.

Ama hala aramaya inancımı kaybetmedim. Her real'e gidişimde umutla tezgahlarda onu arıyorum ve Mafizime 11 ay önce beni kendimden geçiren bu lezzeti tattıracağım günün hayaliyle yaşıyorum.

Comments (2)

On 13 Ekim 2010 04:24 , melisa dedi ki...

ben buna bu sabah yorum yapmıştım. nolmuş ona?

 
On 13 Ocak 2011 06:43 , nevra dedi ki...

bende de yemek yapımlarına ve programların a düşkünlüğüm nedeniyle scallop sevdam vardı ve bir kere yurt dışında yeme şerefine eriştim. deniz tarağı diye kadıköy çarşıda satılıyor ama bu o mudur bilemiyorum..bir de şöyle bir şey var almaya cesaret edemedim.alırsan bildir :)
http://www.gurmenet.com.tr/pinfo.asp?pid=340